Biyografi

maNga’nın HİKAYESİ…

“ÖZGÜRLEŞTİK, O DA BİZDİK!”

TOLGA AKYILDIZ

maNga’nın maNga olmasında etkili olmuş 4 önemli dönemeç var…

İlki; 90’lı yılların ortasında heavy metal’in kendi içinde yaşadığı kırılma ve Nu- Metal’in ortaya çıkışı…
Grup elemanları henüz farklı gruplarla müzik yaparken Nu-Metal’e ilgi duymaya başlıyorlar. Artık peşinden gittikleri sound’lar, yorumladıkları şarkılar onlara yetmez olmuş.

Ankara küçük, rock camiası daha küçük. Hemen herkes birbirini tanıyor. maNga elemanları da sık sık farklı grupların elemanları olarak karşılaşıyorlar birbirleriyle.
90’ların son yılları, üniversitenin ilk yıllarına denk geliyor maNga için. Tüm elemanların aklında “bir grup kurmak” ve kendi müziğini yapmak var. Hepsi Türkçe Nu Metal yaparak rock’ta ana akımın bir parçası olmayı hayal ediyorlar.

Aslına bakarsanız kader de ağlarını örerek yardımcı oluyor onlara. Mesela; Yağmur Sarıgül; nam-ı diğer “Yamyam”; barlarda cover şarkılar yorumladığı grubundan “kendi müziğini yapmak istediği” için ihraç edilmese; turntable’ın başına geçip DJ’lik yapmak isteyen Ferman Akgül, turntable’ı olmadığı için vokal yapmak zorunda kalmasa; Davulcu Özgür Can Öney ve Ferman Akgül üniversitede bir araya gelmese, DJ Efe Yılmaz turntable’ı ile gruba katılmasa; grubun Cem Bahtiyar’dan önceki bas gitaristi Orçun Şekerusta, Yamyam’ın en yakın arkadaşı olmasa belki maNga olmayacaktı.
Hepsinden önemlisi birbirinden çok farklı bu 5 adam; Nu Metal tutkusu etrafında bir araya gelmeyecek; rock’la elektroniği, sert gitarlarla rap vokalleri birleştirmeyi düşünmeyecekti. Hepsinin ortak tutkusu Japon çizgi roman ekolü maNga’yı grup ismi olarak seçmeyecek, bu kadar albüm satmayacak, listelere girmeyecek, gerisi çorap söküğü gibi gelmeyecekti…

İkinci dönemeç ise Ankara’nın rock âlemi için efsane niteliğindeki Limon Bar…
O zamanlar “Metropolis”, “John Doe”, “İzmarit” gibi gruplar sahne alıyor Limon Bar’da. maNga elemanları onlara büyük bir hayranlık duyuyor. Çünkü o gruplar kimsenin çalmadığını, kimsenin çalamadığı gibi çalıyorlar. Çaldıkları gün, Limon Bar’ın kapısında kuyruklar oluyor. İnanılmaz bir rock atmosferi var Ankara’da. İşte o şehirdeki o mekân, maNga’nın hayallerini yeşertiyor.

Okuldan çıkarsınız Limon’a gidersiniz. Orada herkes buluşur; müzik konuşur, dinler. Mekân özellikle yeni grupların demolarını çalar. İçinden müzik geçen bir mahalle kahvesi gibidir Limon. Ankara’nın rock müziğe gönül vermiş tüm yetenekli elemanları için bir mabettir adeta.
maNga elemanları da hayranı oldukları Metropolis’in ilk maNga demosunu Limon’da dinlettiği anı unutamıyorlar hala. Belki o gün; maNga şarkılarını 10-15 kişi dinlemişti. Ama tam da o anda anladılar ki maNga bir albüm yapmayı çok istiyor!

Üçüncü dönemeç ise “Sing Your Song” adlı şarkı yarışması oldu grup için. 2001 yılıydı. Grup artık kurulmuştu. Ferman, ekibi bir yarışmaya katılmak üzere ikna etmişti. Show TV ekranlarında yayınlanacak bu yarışmanın çok önemli jüri üyeleri ve büyük sponsorları vardı. Eğer bu yarışmada başarılı olurlarsa, bu maNga’nın kariyeri açısından büyük bir adım olacaktı. Yarışmaya kayıt yaptırmadan önce özel sebepler nedeniyle bas gitarist Orçun gruptan ayrıldı ve yerine bir diğer arkadaşları Cem Bahtiyar katıldı.

O zaman 2 şarkısı vardı maNga’nın. Yarışma şarkısı olarak “Kal Yanımda”yı seçtiler. Şarkıları büyük ilgi gördü. İkinci oldular. Televizyon sayesinde çok genç yaşlarında önemli bir şöhret sahibiydiler artık.

Ancak erken gelen bu şöhret, rehavete kapılmasına neden oldu maNga’nın. Onlar bu hızlı gelişmeler ve kazandıkları başarı sonucunda hemen bir albüm sahibi olacaklarını düşünmüşlerdi. Oysa ortada henüz iki şarkıları vardı. “Bitti Rüya”, “Libido” ve “Yalan”ı; o dönemde yaptılar. Beste sayısı beşe çıkmıştı. Derhal İstanbul’a gidip albüm yapmak istiyorlardı. Ama bu, o kadar kolay olmadı. Bir buçuk yıl daha geçti üzerinden. Bu bekleyiş ve sabırsızlık grubu dağılma noktasına kadar getirdi.
Bir gün, tarihi kararı almak üzere Kızılay’da buluştular. Her şeyi enine boyuna masaya yatırdılar. O buluşmadan tek bir ortak ses çıktı: “Dağılmayacağız!”
Madem İstanbul’a gidemiyorlardı, o zaman mabetlerine dönecek ve Limon Bar’da söyleyeceklerdi şarkılarını. İki yıl boyunca Limon Bar’da kendi şarkılarıyla sahne aldılar. Mekânın en önemli gruplarından biri olmayı başardılar. Hatta hayranı oldukları “Metropolis”in tahtını devraldılar. Artık maNga çaldığı akşamlar, kuyruklar oluyordu Limon’un kapısında.

Ancak kader yeniden örüyordu ağlarını. Limon Bar, bir talihsizlikler zinciri sonucu kapanmak zorunda kaldı. Artık İstanbul’a gitmekten başka çareleri kalmamıştı. Zaten akılları da oradaydı. Limon’un son döneminde İstanbul’daki müzik festivallerine, sahne alabilmek için başvurmaya başlamışlardı.
Ancak İstanbul’a gidip albüm çıkarmaları için bir yıl daha beklemeleri gerekecekti.

“Sing Your Song” yarışması döneminde şarkılarını kaydeden Haluk Kurosman; daha sonra maNga’nın menajeri ve prodüktörlerinden olacak Hadi Elazzi’ye maNga’dan söz etti. Hadi ve Haluk; maNga’ya inanıyorlardı. İkisi ortak bir prodüksiyon şirketi kurmaya karar verdiler. maNga’nın ilk albümü; GRGDN Yapım’ın Sony Müzik Türkiye ortaklığıyla gerçekleştirdiği ilk ve büyük başarı kazanacak projesi olacaktı.

Takvimler 2004’ü gösterirken maNga elemanları hayatlarında bir dönüm noktasına daha geldiler. Çok sevdikleri Ankara’yı geride bırakıp İstanbul’a taşındılar. Anıları dâhil her şeylerini arabaya doldurup sonra İstanbul’da bir eve yerleştirdiler. O evde bir buçuk yılları geçecekti.

Aynı yıl; grupla aynı adı taşıyan o meşhur ilk albümleri çıktı. Çıkmasıyla birlikte de büyük bir patlama oldu. Elemanlar, hala tıklım tıkış bir evde oturuyorlardı. Pek bir sosyal hayatları yoktu. Ankaralı olmanın çekingenliğini atamamışlardı. Kafalarında Ankara’nın sokakları, insanları ve Limon Bar’ın ortamı vardı. İstanbul’a alışamamışlardı.

Ama televizyonda, radyoda hangi kanalı açsanız maNga şarkısı çalıyor, video klip’i gösteriliyordu. Kendilerini tuhaf hissediyorlardı. “Bir Kadın Çizeceksin” uçuyordu. Animasyon klip çekme cesaretini de gösteren ilk grup maNga oldu. Bu gelenek ilerleyen yıllarda devam edecekti.

İlk albümde yer alan o ilk bestelerinin yanı sıra Göksel, Koray Candemir, Deniz Özbey Akyüz (Vega) gibi isimlerle yaptıkları eşlikler kazınmıştı akıllara.
Bir yandan çok sevilmiş, bir yandan da “eski tayfa”dan tepki görmeye başlamışlardı. “Böyle rock müzik mi olur” diyorlardı, “Gitarlar neden bu kadar geri planda” diye soruyorlardı. Ama maNga ilk günden beri yenilikçi ve cesur bir grup olduğundan bu tarz tepkilere alışıktı. Limon Bar’ın sert ortamında Cartel şarkılarını cover’lamış bir gruptan söz ediyorduk çünkü…

Zaten zamanla insanlar maNga’nın duruşunu anladı. Kitleleri gün be gün büyüdü.
2004-2009 arası çok hızlı geçti maNga için. Her ne kadar ikinci albümleri “Şehr-i Hüzün”ün çıktığı 2009’a kadar içinde 2 ekstra şarkı ve video klipleri içeren bir DVD olan “maNga+”ı çıkartmış olsalar da; Athena ile birlikte EA Sports FIFA 2006 şarkılarına (Bir Kadın Çizeceksin) imza atsalar da kafaları karışıktı.
Karışıktı çünkü durup düşünme fırsatı bulmuşlardı. Konserler, çekimler ve röportajlarla o denli yoğun bir dönem geçirmişlerdi ki maNga’nın ne kadar büyüdüğünü dahi fark edememişlerdi. Artık şöhretli ve ana akıma hizmet eden bir gruptular. Ve ne yazık ki bundan böyle İstanbul’da kurmak istedikleri türden naif ve özgür bir özel hayat asla mümkün olmayacaktı. Bu gerçekle yüzleşmeleri, onları ruhsal olarak çok zorladı. Her şey birdenbire olmuştu ve büyük bir hızla gelişmişti.
Öte yandan o dönem olmasa belki “Şehr-i Hüzün” gibi güçlü bir albüm yapmaları da mümkün olmayacaktı. Çünkü biriktirdiler. Söyleyecek çok şeyleri vardı. Dünyayı, siyaseti, toplumsal olayları izlediler; aralarında tartıştılar. Birçok aşk macerası yaşadılar, ayrılık atlattılar. Yani Ankaralı çocuklar İstanbul’un hüznünde dağıldılar.
Ankara sevdalısı maNga, İstanbul’dan çok etkilenmişti… Tuhaf bir ruh hali içindeydiler.

Ferman; aylar boyunca sadece musiki cemiyetine gidip Türk Sanat Müziği dinliyordu örneğin. İşte tüm bunların birikimi de “Şehr-i Hüzün” albümüne temel oluşturdu.
“Şehr-i Hüzün”den; “Dünyanın Sonuna Doğmuşum”, “Beni Benimle Bırak”, “Cevapsız Sorular” ve Cartel’le birlikte yorumladıkları “Evdeki Ses” gibi büyük hitler çıktı.
Geldik 2010 yılına ve Eurovision’a… Bu da maNga kariyerinin dördüncü dönemeciydi. MTV Avrupa Müzik Ödüllerinde kazandıkları ”Best European Act” ödülü dikkatleri üstlerine çekti ve başka kapıların aralanmasına sebep oldu.

Grubun “We Could Be The Same” adlı şarkılarıyla Eurovision Şarkı Yarışması’nda Türkiye adına aldığı ikincilik, Sertab Erener’in birinciliğinden sonra kazanılmış en büyük başarı oldu. Sahne show’ları tüm dünyada büyük ilgi uyandırdı. Grup daha sonra “Fly To Stay Alive” adlı İngilizce sözlü bir single daha yapacaktı.
Artık Türkiye dışında da tanınmaya başladılar. Sırbistan, Hırvatistan hatta Avusturalya’da hayranları sokakta çevirip imza istiyordu maNga’dan.

Artık maNga haberleri MTV web sitesinin ana sayfasında yer alıyordu. Ünlü Huffington Post Gazetesi’nde onlarla ilgili makaleler yayınlanıyordu. Billboard Top 20 ve MTV Top 20 gibi listelere girmiştiler. Kendileriyle gurur duyduk. Türkçe rock’ın kimi sorularına hem Türkiye’de hem dünyada tatmin edici cevaplar vermeyi başarmışlardı.

Aradan üç sene daha geçmişti. 2012 yılında “E-Akustik” albümünü çıkardılar. Orda da üç yeni şarkı vardı. Rock’n roll bir kadın olarak gördükleri Yıldız Tilbe ile yaptıkları düet, “Hani Biz” çok ses getirdi.

Bir gerçek varsa, o da maNga’nın başarılı olmuş bir formülü tekrar tekrar uygulamak yerine zor yolu seçmesi ve günahıyla, sevabıyla kendini durmaksızın yenilemek istemesidir.

İsteseler ilk albümdeki formülü iki yıl sonra aynen uygular ya da “Şehr-i Hüzün”den hemen bir yıl sonra benzer bir albüm çıkartıp keyiflerine bakabilirlerdi. Açıkça bunu yapmadılar.

Her seferinde kendi yaptıkları işin üstüne çıkmak, farklı bir şeyler denemek istediler. Dünyada o kadar farklı sound’lar ve gruplar çıkıyordu ki onlar da olan biteni fark etmek, anlamak için beklediler. Gazeteler, dergiler, romanlar okudular. Şarkılar dinlediler.

Hepsi üçüncü stüdyo albümleri “Işıkları Söndürseler”e ruhsal olarak hazırlanmak, müzisyen olarak beslenmek ve yaratıcı olmak içindi… Özgürleşmek içindi.
Grubun yolu 2013’ün şubat ayında, yeni albümden hemen önce turntable’ın başındaki Efe Yılmaz’la ayrıldı.

“Işıkları Söndürseler”de Can Dündar’ın “Lüsyen” adlı romanından; Abdülhak Hamit Tarhan’dan; bir dansöz ve fotomodel olan Seher Şeniz’in intihar mektubundan alıntılar var. Ferman Akgül’ün büyük dedesi Aziz Üstün’ün bir bestesi var. Sound deseniz; grunge, trip hop, brit rock ve nu metal semalarında dolaşıyor. Neden grubun beşinci büyük dönemeci olmasın?

maNga’nın her önemli dönemeçte bir ilham yarattığını biliyorum kendisine. Bu albümün ilham kaynağı, kendi aralarında “Kartal Yuvası” dedikleri stüdyoları “studioN” oldu.

“studioN”da Ankara’nın Limon Bar yıllarının havasını soludular sanki. Onları geliştiren bir araya gelme ve müzikle iç içe olma ortamını; bir müzik/gençlik kahvesi olma durumunu Kartal Yuvası’nda yeniden yaşadılar. Orada ürettiler, kayıt üstüne kayıt aldılar, dostlarıyla bir araya geldiler. Müzikten ve hayattan konuştular. O kadar eğlendiler, o kadar aştıklarına inandılar ki kendilerini “Ne çalıyorsak o çıksın, özgürleştik; o da bizdik” dediler sonunda.

Ve şimdi İngilizce bir albüm yapmaya hazırlanıyorlar. Bir ajansla anlaştılar, yurtdışına yüklenecekler yeniden. Yeni maceralara atılacaklar. Gerekirse şehir, gerekirse ülke değiştirecekler yine. Korkmuyorlar. “Yeter ki peşinden koşabileceğimiz bir heyecan, bir ilham olsun” diyorlar.

Kuruldukları 2001 yılından bugüne geçen 13 yılda Türkçe ve İngilizce alternatif rock yapan önemli bir grup bir marka oldu artık maNga. Ve yeni bir dönemeç olacağına inandıkları “Işıkları Söndürseler” albümü, bu kez hüznün değil umudun albümü olacak aynı zamanda. Işıkları söndürseler bile maNga kariyerinde yeni aydınlıklar yaratacak.